Sosyal

Sayfalar

KENDİME İYİ GELİYORUM

Yaz akşamüstleri ne güzel... Kavurucu sıcağın insanı darmadağın ettiği koca bir öğleden sonra, hafif hafif esen rüzgâr ve güneşin pes edip meydandan çekilmesi ile güne iyi gelen anların başlamasından olsa gerek. İlkbaharın sabahları, kışın uzun geceleri, sonbaharın yağmurlu öğleden sonraları da güzel. Her günün, büyülü bir vakti var insana iyi gelen. Fakat bir yandan da, sanki gün bile, kendine her mevsim özel bir an yaratmayı başarıyor, her daim kendine iyi gelen bir an buluyor kendi içinde de, biz bunu bir türlü beceremiyoruz. “İyi gelen anlar mühim, bu, gün gibi ortada” diye düşünmeden edemiyor insan. 

Bu düşüncelerimden sebep; kendime iyi geldiğim, günümden düşüme uzanan uzun ve kısa bir köprü hayal ediyorum ben de. Cennetten cehenneme uzanmış bir el, gizli ve büyülü bir geçit, kimsenin bilmediği ve üzerinden geçemediği güvenli bir yol… Salına salına ve sağlam adımlarla yürüyorum üzerinde. Zamansız, aklıma estikçe. 

Köprünün sonu düş bahçeme çıkıyor. Tanışalım: Düşünden büyük bahçesi olmayanlardanım ben. Bahçemin en görkemli çiçeği, en köklü ağacı, bazen bahçemin marazı, iyisiyle kötüsüyle bahçemin tamamı, bahçemin her şeyiyim. Güzelleşen, güzelleştiren, büyüyen, büyütenim… Düşlerinin orta yerinde düşüp kendi kendine içerlenen de benim, düş kanatlarını güçlü bir albatros gibi yeniden açmaktan çekinmeyen de... 

Düş kurucu olmayı, düş kırıcı olmaya tercih edenlerdenim.  

Çok değil, zor da değil, köprüye adımımı atmamla bahçeme kanatlanmam arasında bir nefeslik yol alıyorum. Üzerimde masal kuşları uçuşmaya başlıyor. Gözümü içinde bulunduğum âna kapatıyorum, sonrası iyilik, güzellik... Köprüyü aşıp bahçeme koşuyorum. Çevresi huzur çitleriyle çevrili, öfkelerden arınmış koca bir arazi. Yeşilin bin bir tonu ve tüm çiçeklerin kokusu... Doğayla baş başa kaldığım bir düş bahçesi inşa ettim içimde. Tam ortaya büyük bir zeytin ağacı kondurdum. Beş bin yıllık gövdesi var sanki, kökleri toprağın altına diş geçirmiş gibi sağlam. Gölgesi tüm dünyamı koruyacak kadar geniş. Çünkü en çok bir ağaç gölgesine hasretim. Tüm çitlerin üzerinden begonviller sarkıttım, renkleri gözümü alıyor. Ve kalan tüm renkleri ahenkle dans ettirdim çiçeklerin üzerinde. Güneşi gökyüzüne sabitledim, yıldızları ve ayı da... Hepsi yan yana. Bulutları kafamın üzerine pamuk gibi yapıştırdım. Eşsiz bir tablo çizdim zihnimde ve istediğim her an oradayım. 

Nihayetinde, en çok kendi içimde özgürüm. 

Sınırların tümü yok oluyor kendime döndüğümde. Dünya istediği hızda dönerken, zamansız ve tasasız tek mekânı orada var ediyorum. Dilersem yalnız kalıyor, dilersem en çılgın kalabalıkları oraya topluyorum. Don Kişot’la birlikte dövüşeceğim yel değirmenlerini bile alıp içime sığdırabiliyorum. Düş kurmanın ötesine geçebilen hiçbir medeniyet yokken hâlâ, ve gerçek dünya bunca betonken, üstelik kötünün her hali ortalıkta kol gezerken, bana, “düş insanı” olup kendime iyi gelmekten başka çare kalmıyor çünkü. 

Dünyanın çekilmezliğinden, insanların hoşgörüsüzlüğünden, işlerin sıkıntılarından, havanın kasvetinden, ağaçların azlığından, çiçeklerin eksikliğinden, kuşların sessizliğinden, sohbetlerin anlamsızlarından, dertlerden ve dahi mutsuzluklardan kaçıyorum. 

Tüm dünyaya haykırasım geliyor: 

“Hey insanlar! Bakın burada, dışarıyı dışarıda bırakabilen bir iç dünya var. Bakın! Ben bir düş bahçesine sahibim en güzelinden. Ve  zenginim hepinizden!”

***

Bir şarkı çalıyor pikapta, Sezen Aksu “Yürüyorum düş bahçelerinde” diyor. Tıkır tıkır yazmaya başlıyor parmaklarım bu yazıyı. Düş bahçemin olduğunu tüm dünyaya kanıtlarcasına ve bir melodiden ilham aldığımı anlatmaya çabalarcasına çıkıyor kelimeler benden. Şarkıyı yedi kez başa alıyorum, yedinci bittiğinde düşümden günüme, tüm dünyayı kocaman bir düş bahçesine çevirecek güçte dönüyorum.

Yakalayıp saçından tutuyorum hayatı. 
Çeviriyorum yüzüme.
Öpüyorum, öpüyorum.

Yorum Gönder

2017 @ fufuokur / TÜM HAKLARI SAKLIDIR. SİTEDE BULUNAN İÇERİĞİN KOPYALANMASI, İZİNSİZ YAYINI VE PAYLAŞIMI YASAKTIR. / Tasarım: K.S