Sosyal

Sayfalar

DURMADAN KENDİNİ HATIRLATAN TOMRİS UYAR

Sahip olunamayan kadın diyorlar Tomris Uyar’ın hayatını anlatanlar. Oysa ben hiç böyle düşünmedim onunla ilgili. Sahip olunmanın ne demek olduğunu anlamadığımdan ve ait olmaya inandığımdan belki, ona baktığım pencere hep bu açıdandı. Ona dair emin olduğum tek bir gerçek vardı benim için: O, edebiyata ait bir kadındı. Bir şair inceliği, bir öykücü derinliği, bir çevirmen duyarlığı, bir eleştirmen adaleti gördüm ona baktığımda. Adından bunca söz ettirmesinin sebebi hiçbir zaman güzelliği olmadı, zekânın ve ilham verici olabilmenin her şeyden daha değerli olduğunu anlattı bana varoluşuyla. Kim onu nasıl gördü bilemem fakat benim gözümden Tomris Uyar böyle bir kadındı. 

Ülkü Tamer’in, Cemal Süreya’nın, Edip Cansever’in de kuşkusuz onda gördükleri bambaşka güzellikler vardı fakat Turgut Uyar… Tomris’inin içini açan adam olduğundan, ona en güzel manzaradan doya doya bakabilmenin hazzını en çok o yaşadı. 

Hiç şiir yazmadı Tomris Uyar fakat adına yazılmış onlarca şiir var. Ruhundaki incelik şair yapmadı belki onu ama, şairliğe ilham kattığı kuşkusuzdu. Şiirin duygu malzemesi eğer kadın olacaksa, bu Tomris gibi bir kadın olmalıydı elbette: Tartışmaktan çekinmeyen, sorgulayan, duyarlı, sınırları olan, adaletli, kendi içinde bir özgürlük tanımına kavuşmuş, kendi dünyasını güzelleştirmeyi başarmış, edebiyata düşkün ve dolayısıyla da insanda değerli olanın ne olduğunun farkında olan… Bunlar öyle kıymetliydi ki, ilham kaynağı olmasına yetiyordu. En büyük şansı da, iç güzelliğin dış güzellikten daha çok değer gördüğü masalarda oturmasıydı. Bu, varoluşunu mütemadiyen beslemesine yardımcı oldu. 

Hiç roman da yazmadı Tomris Uyar, fakat bin romanla anlatılamayanı aktaran onlarca öyküsü var. Şimdiki mantığın aksine hiçbir zaman da öykücülüğü romancılığa geçiş kapısı olarak görmedi. Edebiyat yaşamı boyunca basit kurgulu, yalın anlatımlı hikâyeler üreterek, Diz Boyu Papatyalar’a kadar farklı yapıdaki insanlara ve değişik durumlara, ondan sonra ise günlük hayatta sıradanlığından dolayı fark edilemeyen, dikkat çekmeyen insanlara odaklandı. Onların hüzünlerini, sevinçlerini, ıstıraplarını kendine has duyarlığıyla dile getirdi. “İnsani bir gerçekliği bir aydınlanma anı çevresinde geliştiren bir sanat türü” diye tanımladı bir yazısında öyküyü. Öykücülüğündeki kırılma noktasını ve sıradanı yalın bir dille anlatma çabasını bu cümle fazlasıyla açıklıyordu. Yenilikçi öyküler yazmaktan yanaydı hep. Var olanı geliştirmek, taze bir soluk katmak ruhunun bir parçasıydı. Okuyucuya da bu yeniliği hissettirmeyi ve bunun yanı sıra onlara yeni pencereler açmayı hedefledi. Onun öykülerinde iyi ve kötü birbirinden milimetrik bir bakış açısıyla ayrıldı hep. Bazen iyilik sanılanın kötülük getirdiğini anlatmaktan da çekinmedi. Kendisini her şeyin merkezine koyan ve sistemin çarkı olmaya hevesli insanlara seslendi çoğu zaman. Kendi öz benliklerinin sesini duymadan öleceklerini söyledi ve tek gayesi belki de: Okurunu, kendi öz sesini duymaya özendirmekti. Öykülerin hemen hemen hepsinde kötülükleri, bayağılıkları, adilikleri ve çirkinlikleri anlatmaya çabaladı. Çünkü eğer bir yaşama sevincinden bahsedilecekse, ancak bunlar bilindikten sonra, elde kalacak olan yaşama sevincini anlatmak lazımdı. 

Edebiyat zaten bu demek değil mi? Yazılan yazının üzerine enine boyuna düşünmek ve yeri geldiğinde eleştirebilmek kendini bile. Tomris Uyar’ın bu konudaki başarısının temelinde de işte bu yatıyordu. Yazarlığı ve eleştirmenliği aynı kefede taşıdığından, üzerine emek verdiği her metni belli bir süzgeçten geçirebildi. Bunu sadece öykülerine bakarak değil, salt bu konuda yazdığı eleştiri yazıları ve denemelerinde hatta günlüklerinde de görmek mümkün. Gündökümlerive Kitapla Direniş, Tomris Uyar’ın sadece yüreğini değil aklını da ortaya koyduğu yazılar bütünüydü. Edebiyatı, toplumu, insanı, sistemi ve daha bir çok şeyi, genelden detaya inceleyerek gördüklerini çekinmeden söyledi. Yaşantısında çekingen bir yapısı olmasına rağmen, yazarken bunu bir kenara bırakmayı her zaman başardı. Çünkü edebiyat çekingenliğe kucak açan bir ana değildi. Vereceği aydınlık vaatler bile olsa bir metnin, önce karanlığı anlatması gerekirdi. 

Bu kadar bilinçli bir yazma eylemi elbette ki iyi bir okurluktan gelebilirdi ancak. Ve iyi bir okurluğun edebiyat dünyasında açamayacağı hiçbir kapı yoktu. Tomris Uyar buna en güzel örneklerden biriydi. Yetinmeyen, usanmayan yapısından dolayı, kendini geliştirmek adına başladığı çevirmenlikte de, öykücülüğü ve eleştirmenliği gibi başarılı, üzerine düşünülmüş, titiz çalışmalar çıkardı. Uygulaması gereken tekniklerin yanı sıra, nitelikli bir rol biçti çevirmenliğine ve yazarın üslubunu koruyarak, yazar ve okuyucuyu en tarafsız noktada buluşturdu. Ona göre çeviri yapmak sadece sözcüğün karşılığını bulmak değildi, her yazarın bir sesi vardı ve bu sesi keşfetmek gerekliydi. 

Kendi yazarlığının hatta eleştirmenliği ve çevirmenliğinin de nitelikli bir sese sahip olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum, ama bunların hepsinin ötesinde önemli olan ve aslında hepsinin de temelinde olanın altını çizmek şart: Her şeyi aşkla yapan bir yürek. Tomris Uyar aşk dolu bir ruha sahipti. Bıkmadan usanmadan uğruna yazılan şiirler, aslında çok keskin sınırları olmasına rağmen vazgeçilemeyen bağlar; tutarlılığıyla, duygularıyla, zekâsıyla, duyarlığıyla, bilgisiyle etrafına yaydığı aşkın kokusundan dolayıydı belki de. Turgut Uyar’a kadar kat ettiği yaşam yolunda da bu böyleydi fakat bir bütün olarak aşkı onunla yakaladı. Aşk, tek bir güzel an için tüm zorluklara katlanabilme sanatıysa eğer, her şeye uzun uzun ve aynı zamanda seve seve katlandığı dönemini o yıllarda yaşadı. Şüphesiz ki aynı aşkla da sevildi. Hatta öyle sevildi ki, usta şair diyerek kalbimizde yer açtığımız Turgut Uyar, onu şiirle anlatmaktan bile çekindi. Duygularının eksik kalmasından korktu anlatmaya çalışırken. Haklıydı bu korkuda elbette: Çünkü anlatılamazdı iki kişinin arasındaki aşk, birbirlerine bile. 

Sıklıkla yeltenmeden de edinilemezdi ama. Anlatmaya ihtiyaç duyulan en mühim konuydu aşk. Bu yüzden hiç susmadı aşkın dili. Hiçbir koşul da susturamadı insanın içindekini. “Süslü bir kadeh seçiver kendine dolaptan / Uzat pencerenden dünyaya doğru / Ruhbilimsel saatine göre dolsun sonsuzdan” diye seslendi Edip Cansever koşulları umursamadan. Tomris Uyar, aldı mı o kadehi dolaptan, uzattı mı pencereye, doldurdu mu sonsuzluğu bilinmez ama Turgut Uyar “bozuk bir saattir yüreğim hep sende durur” dedi ve bir gün gerçekten Tomris’ini zamanın tükenmeyen boşluğunda bırakıp gitti. 

“Yerinde kullanılan bir sözcük, rastgele yükselen bir şarkı, nasıl kavratır yaşamayı!” diyordu Tomris Uyar, muhakkak ki yaşamı iki eliyle avuçlayıp sıkı sıkı tutacak kadar şanslıydı bu konuda. 

Ve bunun ne denli anlamlı olduğunu çok iyi bildiğinden, bize de yaşamı kavramamıza yetecek kadar sözcük bıraktı, bıraktırdı. 

Yorum Gönder

2017 @ fufuokur / TÜM HAKLARI SAKLIDIR. SİTEDE BULUNAN İÇERİĞİN KOPYALANMASI, İZİNSİZ YAYINI VE PAYLAŞIMI YASAKTIR. / Tasarım: K.S