Sosyal

Sayfalar

Masa Dergi / Nisan 2018
Camları sonuna kadar açıyorum ve içeri girmeye sabırsızlanan rüzgârın hissiyle, kabına sığmayarak dışarı çıkmaya çabalayan müziğin sesini takas ediyorum. Yarısını gökyüzüyle paylaşıyorum notaların, rüzgârını benimle paylaşıyor gökyüzü. Ağaç yaprakları ritim tutuyor bu dostluğa, bulutların neşesi yerinde. Müzik sadece bana değil, doğaya da iyi geliyor o ân, çünkü yoldayım.

Ya da kim bilir belki de yol, müziği güzelleştiriyor. Hareket halindeyken insan dertlerini unutup müziğe odaklandığından, ağaçlar önünden geçen bu yolcuya saygı duyuyor. Gökyüzü mavi kollarını gururla açıyor, altında böyle mutlu bir insan yol alıyor diye. Bu da mümkün. Fakat, neyin neye iyi geldiğine takılamayacak kadar kaygısızım, çünkü yoldayım.

Üstelik yalnızım ve insanın en çok yalnızken kendinde olduğunun farkındayım. Üstelik mutluyum ve insanın en çok yoldayken kendi olabildiğinin kanıtıyım. Zihnimin içinden bin bir anı fırlıyor bu kıvamdan, yakalıyorum. Çimlerin üzerine uzanıp bulutlarla fal bakmak kadar delice bir hayal gücü veriyor gri asfalt görebilene, görüyorum.

Kalmanın iyi geldiği mevsimin sonunda, gitmenin zihni çelen alarmı çalmaya başladığında düşüyorum yola. Nereye olduğunun bir önemi yok, tüm yollar benim. Ve tüm şarkılar bağıra çağıra söylemelik. Olur ya şarkıyı söyleyenin sesi beni bastırırsa hemen yeni şarkıya geçiyorum. Özür de dilemiyorum, bugün incelik yok, tüm şarkılar benim.

Kafamın içinde ne varsa bırakmışım evde. Kim varsa hayatımda, hepsi dikiz aynasında ufalarak kaybolmuş, çözüme ulaşmış sorunlar gibi. Rüzgâr havalandırsın diye beni, ruhum çıplak, içim boş çıkmışım yola. Daha güzel ne olabilir? İlk defa gökyüzünün kendinden o kadar uzak, o kadar mavi ve o kadar geniş olduğunu gördüğünde; ne dalgaları, ne kavgasını, ne hürriyeti, ne de karısını düşünen Nazım Hikmet olmuşum… “Toprak, güneş ve ben” “ve yol” diye bağırıyorum… “Bahtiyarım.”

Yol uzun ve beynimin kıvrımlarını ütülenmiş hissettirecek denli kıvrımlı. Düşüncesiz, inceliksiz, kimsesiz, plansız denize doğru akan bir nehir gibi içgüdüsel ilerliyorum işte. İlerlemek ne kelime, akıyorum maviye. Taşları bırakıyorum ardımda, su olup coşuyorum. Engelleri tanımayan bir nehir olduğumu o ân bir tek ben düşünüyor ve ben biliyorum. Delice. Bu, kahkahaya en güzel sebeplerden biri gibi geliyor. Kendi kendime gülünce deli de olmuyorum; sırdaşım asfalt, ağaçlar ve gökyüzü, çünkü yoldayım.

Dertleri biriktirirken yoruldum tüm kış. Dertlerden çok, biriktirme alışkanlığı yoruyor insanı. Eteğimde ne varsa sıkı sıkı tuttuğum atasım geliyor baharda, kalbimi feraha ulaştırasım tutuyor aniden, her şeyi sevesim, daha doğrusu her şeyi sevecek hevesim çiçekleniyor. Kendimi, kendimden başka her şeyden sıyırıp kurtarasım, kendimin kahramanı olasım geliyor, “sözüm ona” gerçekleri terk ediyorum. Doğa beni kendine doğru çekmeye bunca hazırlanmışken hiç ertelemiyorum “gerçek” gerçekleri, soyunuyorum esareti. Gökyüzü dikkatli bakana terapi, güneş kalbi üşüyene ateş, rüzgâr içi daralana nefes ve ağaçlar dinlenmek isteyene bir mola yeri, çünkü yoldayım.

Yol, hayat oluyor. Yol, aşk oluyor. Yol dünyanın en güzel mevsimi, en tatlı melodisi oluyor. Yolda olanın, sonu mutlaka feraha ulaşıyor. Bir şeyleri geride bırakmanın zaruriliğini kabullenen herkesin de bir gün muhakkak yola düşmesi gerekiyor. Zamanı iyi ayarlanmış, rotası bilinmeyen bir yolculuktayken zaten insan, planlarla yaşamanın anlamsızlığını eninde sonunda illa ki kavrıyor. Dünyayı sırtlanmaktan yorulanın, dünyanın sırtına binmeye hakkının olduğu bir adalet bulmalı, bu, yoldaki hürriyet duygusunda hissediliyor. Yol, insanı, kendi maviliğine çıkaran bir ışık oluyor aniden. Biliyorum bu böyle, çünkü yoldayım.

Fakat:
İklim dengesini bulmuşken, yol kıpırtısız önümüzde uzanırken… Takvim, “ihtimallerin en güzeli gitmek” olan bir uyanışın tam ortasındayken ve ben de yolda böylesine kendimken…
Benimle bir yolculuğa çıkar mısınız bayım?
Aşk olmayan bir yolda, biraz eksik kalırım.

BUGÜN İNCELİK YOK

Masa Dergi / Nisan 2018
Camları sonuna kadar açıyorum ve içeri girmeye sabırsızlanan rüzgârın hissiyle, kabına sığmayarak dışarı çıkmaya çabalayan müziğin sesini takas ediyorum. Yarısını gökyüzüyle paylaşıyorum notaların, rüzgârını benimle paylaşıyor gökyüzü. Ağaç yaprakları ritim tutuyor bu dostluğa, bulutların neşesi yerinde. Müzik sadece bana değil, doğaya da iyi geliyor o ân, çünkü yoldayım.

Ya da kim bilir belki de yol, müziği güzelleştiriyor. Hareket halindeyken insan dertlerini unutup müziğe odaklandığından, ağaçlar önünden geçen bu yolcuya saygı duyuyor. Gökyüzü mavi kollarını gururla açıyor, altında böyle mutlu bir insan yol alıyor diye. Bu da mümkün. Fakat, neyin neye iyi geldiğine takılamayacak kadar kaygısızım, çünkü yoldayım.

Üstelik yalnızım ve insanın en çok yalnızken kendinde olduğunun farkındayım. Üstelik mutluyum ve insanın en çok yoldayken kendi olabildiğinin kanıtıyım. Zihnimin içinden bin bir anı fırlıyor bu kıvamdan, yakalıyorum. Çimlerin üzerine uzanıp bulutlarla fal bakmak kadar delice bir hayal gücü veriyor gri asfalt görebilene, görüyorum.

Kalmanın iyi geldiği mevsimin sonunda, gitmenin zihni çelen alarmı çalmaya başladığında düşüyorum yola. Nereye olduğunun bir önemi yok, tüm yollar benim. Ve tüm şarkılar bağıra çağıra söylemelik. Olur ya şarkıyı söyleyenin sesi beni bastırırsa hemen yeni şarkıya geçiyorum. Özür de dilemiyorum, bugün incelik yok, tüm şarkılar benim.

Kafamın içinde ne varsa bırakmışım evde. Kim varsa hayatımda, hepsi dikiz aynasında ufalarak kaybolmuş, çözüme ulaşmış sorunlar gibi. Rüzgâr havalandırsın diye beni, ruhum çıplak, içim boş çıkmışım yola. Daha güzel ne olabilir? İlk defa gökyüzünün kendinden o kadar uzak, o kadar mavi ve o kadar geniş olduğunu gördüğünde; ne dalgaları, ne kavgasını, ne hürriyeti, ne de karısını düşünen Nazım Hikmet olmuşum… “Toprak, güneş ve ben” “ve yol” diye bağırıyorum… “Bahtiyarım.”

Yol uzun ve beynimin kıvrımlarını ütülenmiş hissettirecek denli kıvrımlı. Düşüncesiz, inceliksiz, kimsesiz, plansız denize doğru akan bir nehir gibi içgüdüsel ilerliyorum işte. İlerlemek ne kelime, akıyorum maviye. Taşları bırakıyorum ardımda, su olup coşuyorum. Engelleri tanımayan bir nehir olduğumu o ân bir tek ben düşünüyor ve ben biliyorum. Delice. Bu, kahkahaya en güzel sebeplerden biri gibi geliyor. Kendi kendime gülünce deli de olmuyorum; sırdaşım asfalt, ağaçlar ve gökyüzü, çünkü yoldayım.

Dertleri biriktirirken yoruldum tüm kış. Dertlerden çok, biriktirme alışkanlığı yoruyor insanı. Eteğimde ne varsa sıkı sıkı tuttuğum atasım geliyor baharda, kalbimi feraha ulaştırasım tutuyor aniden, her şeyi sevesim, daha doğrusu her şeyi sevecek hevesim çiçekleniyor. Kendimi, kendimden başka her şeyden sıyırıp kurtarasım, kendimin kahramanı olasım geliyor, “sözüm ona” gerçekleri terk ediyorum. Doğa beni kendine doğru çekmeye bunca hazırlanmışken hiç ertelemiyorum “gerçek” gerçekleri, soyunuyorum esareti. Gökyüzü dikkatli bakana terapi, güneş kalbi üşüyene ateş, rüzgâr içi daralana nefes ve ağaçlar dinlenmek isteyene bir mola yeri, çünkü yoldayım.

Yol, hayat oluyor. Yol, aşk oluyor. Yol dünyanın en güzel mevsimi, en tatlı melodisi oluyor. Yolda olanın, sonu mutlaka feraha ulaşıyor. Bir şeyleri geride bırakmanın zaruriliğini kabullenen herkesin de bir gün muhakkak yola düşmesi gerekiyor. Zamanı iyi ayarlanmış, rotası bilinmeyen bir yolculuktayken zaten insan, planlarla yaşamanın anlamsızlığını eninde sonunda illa ki kavrıyor. Dünyayı sırtlanmaktan yorulanın, dünyanın sırtına binmeye hakkının olduğu bir adalet bulmalı, bu, yoldaki hürriyet duygusunda hissediliyor. Yol, insanı, kendi maviliğine çıkaran bir ışık oluyor aniden. Biliyorum bu böyle, çünkü yoldayım.

Fakat:
İklim dengesini bulmuşken, yol kıpırtısız önümüzde uzanırken… Takvim, “ihtimallerin en güzeli gitmek” olan bir uyanışın tam ortasındayken ve ben de yolda böylesine kendimken…
Benimle bir yolculuğa çıkar mısınız bayım?
Aşk olmayan bir yolda, biraz eksik kalırım.

spotify

Ayın Önerileri

  • KİTAP: Adam Phillips / Kaçırdıklarımız
  • FİLM: Hacksaw Ridge
  • DİZİ: The Crown
2017 @ fufuokur / TÜM HAKLARI SAKLIDIR. SİTEDE BULUNAN İÇERİĞİN KOPYALANMASI, İZİNSİZ YAYINI VE PAYLAŞIMI YASAKTIR. / Tasarım: K.S