Sosyal

Sayfalar

HER YAZAR, BİR OKURUN ŞİFACISI

Tezgah Dergi/Ocak 2018*

Bundan on yıl evvel, her gece, yatağımın üzerindeki tavana astığım ve sabahları ilk hatırlamak istediğim cümleyle kapatıyordum gözlerimi. Yazının tılsımı içime işleyene kadar, her gece, iştahla tekrarlıyordum: “Yarın belki de kendime uyanırım!”

Fernando Pessoa bundan seksen altı yıl evvel kurmuştu bu cümleyi, ocak ayının sekiziydi ve çok çok sonraki bir ocak ayının sekizinde, bir kadın onu alıp kendine “iyi geceler” cümlesi yaptı.
Hayatta tesadüfler var mıdır ve insana iyi gelir mi bilemem ama edebiyatta tesadüfler vardır ve iyileştirici etkisine kefilim.

Pessoa, kendi ruhunun içinde yarattığı yetmiş iki ayrı karakter olarak tanınsa da, işte bu sebepten benim için yetmiş üçüncü karakteri var ve o benim şifacım. Zaten, her yazar, bir okurun şifacısı. Ama Pessoa da şöyle bir fark da var: O, yaratmak için kendini yok ettiğini söylese de; çeşitli oyuncuların, çeşitli oyunları sergiledikleri boş bir sahne olarak görse de kendini, ustaca hazırladığı yetmiş iki karakterle aslında kendinin ve edebiyatın da şifacısı. Tek başına ve tanınmayan birkaç şiirin şairi olarak dünyadan ayrılan bir insan ve çok sonra tek başına dev bir kadro olarak edebiyat dünyasına dönen bir insanlık aynı zamanda. Yarattığı karakterlerden Campos’a söylettiği gibi: “Bütün zamanlarda tüm insanlık” olduğunun farkında olan bir Pessoa o. Her ne kadar tek bir “kişi” demek olsa da Pessoa’nın kelime anlamı, o isminin ona yüklediği sorumluluğun çok ötesine geçip kendi deyimiyle kendinden bir heteronym yaratmış. Kendine özel bir biyografi, bir hayat felsefesi, bir politik görüş, bir inanç ile kendi ruhundan, yetmiş iki ayrı edebiyat insanı var etmiş, kendini çoğalttıkça azaltmış ya da kendi azaldıkça çoğalmış belki de. İşin özü; ölümden çok sonra, ardında bıraktığı sandığın kapağı açılınca başlamış asıl yaşam onun için.

Huzursuzluğun Kitabı, Pessoa’nın yarattığı karakterlerden Bernardo Soares adıyla yayımlanmış önce, Bu kitabın da diğer yazdıklarıyla birlikte, Pessoa’ya ait olduğu, sandığı açıldıktan sonra anlaşılmış. Pandora’nın Kutusu gibi Pessoa’nın sandığı da... Tıpkı Pandora’nın merakına yenik düşmesi gibi Pessoa’nın kız kardeşinin de merakına yenik düşmesiyle açılmış sandık. Ama bu kez dünyaya kötülük yayılmamış, gizem kapısı aralanmış ve dünya kelimelerden gelen güzelliğe bulanmış. Şaşırmamak lazım; çünkü herkesin bir Pandora Kutusu vardır bu hayatta, gizem tüm varlıklara özeldir ve kimilerinin gizemi aralandığında dünyayı güzelliğe boyarken kimilerininki dünyayı çirkinliğe boğar. Ve kimileri Pandora’nın Kutusuna sahiptir, kimileri de Pandora’nın Kutusunda yaşar. Pessoa, kutusunu ardında bırakarak, bize, “Kutuyu açan Pandora mıyız yoksa kutu içinde yaşayan gizemli varlıklar mıyız?” sorularını düşündüren, modern zamanların Zeus’u olmuştur böylece.

Zaten bir kelime sanatçısının insanlara karşı en büyük sorumluluğu da bu değil midir? İnsana kendi varoluşunu sorgulatabilmek... İçindeki yıldız tozunu üfleyerek havalandırabilmek, halı altında birikmiş her ne varsa, en azından kendine itiraf etmesini sağlayabilmek... Pessoa bunu hem hayat hikayesiyle hem de yazdığı her kelimeyle layığıyla başaranlardan. Huzursuzluğun Kitabı’nı okuyup kendini sorgulamayan tek bir kişi yoktur diye düşünüyorum. Varsa eğer, hemen şu an bunun nedenini sorgulamalı ve eline kitabı bir daha almalı bence. Çünkü, bazı kitaplar ömür boyu her yeni gün aynı iştahla okunabilir ve yine ömür boyu her yeni gün farklı tatlarla anlaşılabilir nitelikte. Bu, insanın gizemiyle kelimelerin büyüsünün kimyasal karışımı işte.

“İçimin derinlerinde yığınla dostum var benim, her biri kendine has, gerçek, sınırları gayet iyi çizilmiş ve hep yarım kalmış bir varlığa sahip.” Öyle. İçimiz ayrı bir evren. Nara benzeyen bir yapımız var... Tek bir insan suretinde, binbir suret parçası gizliyoruz. Her biri tek tek bizi ifade etmekte yetersiz ama toplamı bizi oluşturuyor. Her birini tanımak bu yüzden zaruri. Her birini bilmek ve o çerçevede arayarak asıl kendimize ulaşmak, varlığımıza karşı en büyük görevimiz. Gerçekten bu görevi yerine getirebiliyor muyuz? Sormak, yoklamak lazım ara ara. Bu konuda bir istatistik yapılabilse, eminim sonuç: İnsanların çoğu hayattan kendileriyle tanışmadan ayrılıyor, olurdu. Bir ömrü heba ettiğinin farkında bile olamamak... Hayata en acı, en acınası veda! Sanığın da tanığın da mağdurun da aynı kişi olduğu bir mahkemenin hüküm anını görmemek için, kendini bilmek mühim. Bu yüzden içimizdeki bir suretle değil tüm suretlerle yüzleşmek ve hepsiyle bütünlüklü anlaşarak kendimizi doğurmak olmalı uğraşımız. Bu yüzden okumayı, anlamayı, sorgulamayı, bilmeyi ve böylelikle kendimizle tanışmayı arzulamalıyız daima.


İşte ancak o zaman “Yarın belki de kendimize uyanırız!”

1 yorum

  1. Kendimize uyanmak o kadar zor ki! Keşke yapabilsek, keşke...

    YanıtlaSil

2017 @ fufuokur / TÜM HAKLARI SAKLIDIR. SİTEDE BULUNAN İÇERİĞİN KOPYALANMASI, İZİNSİZ YAYINI VE PAYLAŞIMI YASAKTIR. / Tasarım: K.S