Sosyal

Sayfalar

HERKES KENDİ ŞİMDİKİ ZAMANINI YAŞAR

Masa Dergi/Aralık 2017

“Tüm acılarımı, tüm umutlarımı ve tüm zayıflıklarımı soğuk gözlerinizin önünde ortaya döküyorum. Ne acıma ne de hoşgörü, ne övgü ne de avuntu istiyorum, istediğim tek şey hayatınızın üç, dört saatidir. Ve beni dinledikten sonra yine de, fikirlerime inat, benim gerçekten bitik bir adam olduğuma inanmayı hâlâ sürdürecekseniz şayet, en azından benim çok şeye başlamak istediğim için bittiğimi ve her şey olmak istediğim için artık hiçbir şey olmadığımı kabullenmeniz gerekecek.”
                                                                                 
Bitik Adam/Giovanni Papini
Son satırlar.
Bir kitabın son satırları her zaman ayrılık hüznü taşır. Her ayrılık da insanın kendi kabuğuna çekilme ihtiyacını barındırır içinde. Öyle bir andayım.
Yağmur, çalışma masamın yanındaki pencerenin camında ilerlerken, aldığım nefesle mumun ışığını titretiyor ve gözlerimi dans eden su damlalarından ayırmadan ve kıpırdamadan öylece duruyorum. Benim kabuğum bu an belki de. Kendi sesimle bir delik açıyorum anda ve dünyayı kurtaracak bir fikrin ilhamını çağırıyor gibi, kitaplardan aldığım keyif ve güçle sürekli şu üç kelimeyi fısıldıyorum: Edebi, ebedi, ezeli...

Edebi kelimesinin, ebedi ve ezeli kelimelerine benzer tınıda olmasının tatlı bir tılsımı olmalı diye geçiyor aklımdan.  Zamansızlığı sanat yoluyla anlattığındandır belki. Ve belki bu sebepten, yüzlerce sene evvel söylenmiş tek bir cümlenin bile etkisi altında kalıyorum uzunca süre. Yetmiyor hatta, o cümleyi alıyor, bambaşka düşünce formlarında aklıma kazıyorum.

Thomas Hobbes’un söylediği “Herkesin herkese karşı savaşı” gibi mesela...

Bu cümleyi Hobbes her ne kadar makro düzeni ele alarak söylemiş olsa da, kült kitabı Leviathan’ın sunuş yazısında, makro düzende gerçekleşen her şeyi mikro düzene benzettiğinden ve bu ilkeyi de insanın doğasına dayandırdığından, Bitik Adam’ı hafızama bu cümleyle kazımayı uygun görüyorum.

Şöyle temellendiriyor cümlesini Hobbes: Bir ülkede düzenli orduların var olması, savaş olmasa bile, savaş durumunun oluşmuş olduğunu gösterir. Haklı. İnsanın düşünceleri de böyle değil midir? Düşünceler var olduğu sürece, insanın hem iç hem dış savaşı her daim sürer. Fakat çoğu insan her daim devam eden bir sıcak savaş haliyle sürdüremez elbette yaşamını. Bu yüzden hem kendine hem de herkese karşı savaş açan insanların sayısı hatrı sayılır derecede azdır ve işte bu insanlardan biri de kitabının son satırlarıyla beni kabuğuma çeken Giovanni Papini’dir.

Geçmişten günümüze ses getirmiş bir kitabı okurken, kitabın derdini anlayabilmek için, olmazsa olmaz eylemler düşer okurun payına. Bunlardan biri kitabın yazarını tanımak diğeri ise kitabın yazıldığı dönemi bilmektir. Bu ikisine hakimse eğer okur, kitapların dizinin dibine oturur ve bir masalın içindeymiş gibi büyülenir her cümleden. Giovanni Papini de benim gözümde dinlemeye değer masalların anlatıcısıdır.

İtalya’da Mussolini rüzgarı eserken bu rüzgarın akımına kapılmış, çok dindar bir aileden geldiği için dinlerin hepsine baş kaldırmış, çok sonraları baş kaldırdığı dinde huzuru bulmuş, tüm medeniyetleri kapsayan bir ansiklopedi yazmanın hayaliyle yanıp tutuşmuş, hep ve yalnızca kendi kafasındaki geleceği kurgulamış bir yazar Papini. Sürekli değişimin peşinde koşmuş ama hiçbir tutkusunu sonuna kadar götürecek kararlılığa ulaşamamış, bu süreçte de ne her şey olabilmiş ne hiçbir şey kalabilmiş, aksine bildiği şeyleri de kendine yük edinerek melankoliye sürüklenip durmuş. Hayatı boyunca dışarıdan şiddetle eleştirdiği durumların içine de girmiş, içeriden iştahla savunduğu durumların dışına da çıkmış. Ve zamanla hayatı uçlarda yaşamanın vücut bulmuş haline dönüşmüş bir adam aynı zamanda.

Böyle sürekli değişimlerin kaçınılmaz bir öğretisi vardır: “Etrafındaki her şeyi değiştirebilirsin ama içindeki sıkıntı asla değişmez.” bu cümleyi kendisi söylemesine rağmen, yine de o sıkıntı gitsin diye, inatla değişimden yana olmuş.

İtalya’da, tüm bu çatışmaların ortasında kaldığını görenler, onunla ilgili bitik bir adam olduğu söylentisi çıkarmışlar ve Papini de bu söylentiye cevaben “Bitik Adam” kitabıyla kendini ortaya koymuş. Hatta bu ortaya koyuşu “...içimi açtım ve kendimi vurdum; anatomi masalarındaki gibi iç organlarımı ve sinirlerimi tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdim.” ironisiyle, kitabını da “Burada olan benim biyografim değil içsel olaylarımın gerçek akışıdır.” cümlesiyle adeta özetlemiş.

“Ben hiç çocuk olmadım. Çocukluğum olmadı.” diye başlıyor Bitik Adam hikâyesini anlatmaya. Oysa “çocukluk aşktır, neşedir, kaygısızlıktır.” Ama O kendini hep “ayrık, mahzun, düşünceli” görüyor. Tek çocukluk anısı: Altı yaşındayken ihtiyar diye anıldığı bir an. Çocukluğumu biri elimden çekip almış gibi sarsılıyorum ilk sayfada. İlerledikçe yaşının çocuk, hayallerinin ve düşüncelerinin ise çoktan dünyanın kirine bulaşmış olduğunu fark ettiğim bu adamla tanışmaya başlıyorum. Delice tutkularını, mükemmelliyetçi tutumunu, isteklerinin ütopikliğini ve bunların tümünü karşılayan dehasını okurken ben de onunla çocukluğumu unutup birden büyüyorum.

Kitabın ortalarına yani Bitik Adam’ın hayatının ortalarına geldiğimde, ben de hayatımın Dante gibi ortasında olduğumdan belki ya da fark ettiği durumu benim de fark etmiş olmamdan belki, bir cümleyi kalbime yazacak kadar çok seviyorum: “Fakat Tanrı’nın senin ağzından konuşuyormuş gibi geldiği, tamamen ışıktan oluşan, her şeyin berraklaştığı, her şeyin güzel bir nehrin suları gibi duru ve uyumlu olduğu o saatleri; ruhun ateş gibi ateşe, hava gibi havaya, aşk gibi aşka dönüştüğü o saatleri; her şeyin gizem dolu bir çılgınlık vesilesiyle mümkünleştiği, kutsallaştığı ve artık hangisinin dünya hangisinin senin ruhun, hangisinin senin ruhun ve hangisinin dünya olduğunu anlayamadığın o saatleri sadece dahi olan kişi yaşar.” Bu cümleyi okurken “o saatlerden birinde” gibi hissettim kendimi. Zaten okurken hep o saatlerden birinde gibi hissediyorum kendimi. Tüm varlığımı, her şeyimi o bir saate değişirim diyor ardından ve yaşamın cilvesi gibi ilk sayfada çocukluğumu çalan adamla, hayatımızın bir yerinde kesişiyoruz böylece. El sıkışıyoruz hatta, omzuna dokunuyoruz birbirimizin ve göz göze gelip birbirimizi görüyoruz gözbebeklerimizde. Kitapların ayna olduğuna ikna oluyoruz birlikte.

Her hayatın kendine has bir hikâyesi var muhakkak ama bazı hayatlar içinde onlarca çelişki ve onlarca zıt kesişim barındırır ve bu, o hikâyenin en büyük zenginliği olur. Tutunduğumuz fikirler, zamanın akmasını sağlayan planlar çok keskin dönüşlere uğramaz sıklıkla belki ama işte bazen öyle anlar olur ki en koyu siyah gözümüze şarap kırmızısı gelebilir ve hikayemiz de tam orada başlayabilir. Papini’nin Bitik Adam’ını okurken, hayat hikâyemden ziyade, dönüştüğüm kırılma noktalarımı düşünürken buldum kendimi hep. Vazgeçtiğim her şey bir bir gelip sarıldı boynuma sanki, unuttuğum tutkuların hepsi omzuma öpücük kondurdu, bildiklerim gülümsedi, bilmediklerim de gülümsedi kafam karıştı, topladım, sonra ben karıştırdım, kitap topladı. Bir kitap sizi bütünden detaya indirebiliyor ve bunu, sizi hiç andan çekmeden sağlayabiliyorsa, o kitabı elinizden bırakmanız da mümkün olmuyor. Bir yandan okurken bir yandan düşünebilmenin hazzını sunan kitap ise sadece kitaplık rafında değil, kalpte de bir yer ediniyor.

Düşsel Konçerto kitaplarında, zihnime açtığı sonsuz yarıklar ve ufkuma açtığı sayısız pencerelerle kalbimde yerini çoktan bulmuştu Papini ama Bitik Adam’la bu yerin hacmini genişletti.

Edebiyat sevgisi, işte bu genişleme demek.

Defterimi açıp Giovanni Papini’den bir şeyler yazıyorum, koyu siyah bir kalem ve süslü bir yazıyla:

“Tek gerçeklik şimdiki zamandır. Herkes kendi şimdiki zamanını yaşar. Herkes kendini özgürleştirsin, kendini yaşasın, kendine ve akıp gittiği için güzel olan âna inansın.”

Defteri kapatıyorum.
An güzel.

Müziğin sesini açıyorum: Neruda/Rupa çalıyor.
Melodi güzel, kabuğum güzel...

Yağmur diniyor.

4 yorum

  1. sahane...bayildim...kitabi senin tavsiyenle okuyup uzun süre etkisinden cikamamistim...hislerime tercüman oldun can´im fufum..kelimelerine saglik..sevgimle <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel, ne içten yorum... Çok teşekkür ederim, çok çok sevgiler :*

      Sil
  2. Bi gün kabuğuma kavuşmayı ümit ediyorum, bütün sahte gülücüklerden sıyrılıp.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepimiz için geçerli, müşterek bir temenni olmuş...

      Sil

2017 @ fufuokur / TÜM HAKLARI SAKLIDIR. SİTEDE BULUNAN İÇERİĞİN KOPYALANMASI, İZİNSİZ YAYINI VE PAYLAŞIMI YASAKTIR. / Tasarım: K.S