Sosyal

Sayfalar


Tüm yaratılış hikâyelerinde, Tanrı boşluktan evreni yaratmıştır. Ancak Antik Yunan mitolojisinde bunun tam tersini görürüz. Antik Yunan, özgür düşüncenin anavatanıdır. Bu sebeple aktarılan mitolojilerinde de, tüm inanışların aslında somut bir şekilde ele alınabilmesini sağlamak adına bir düzen oluşturulduğu ve varlık bilinci işlendiği ortadadır. Şu an bize akıldışı görünen tüm anlatılar, aslında neden ve sonuç ilişkisi kurulabilen kahramanlar ve olaylar üzerinden ele alınarak açıklanamayanı açıklama çabasıdır. Bu dönemi bir din gibi ele almamak ve felsefesini kavramaya çalışmak doğru olandır fikrimce. Yani nasıl ki edebiyatta kişinin neyi anlattığına değil nasıl anlattığına bakıyorsak, burada da mitolojinin nasıl anlatıldığına takılmayıp neyi anlatmaya çalıştığını kavramak, bu alanın bize katacaklarına kucak açmak olacaktır. Zaten bütün olarak da parça parça da ele alınsa, her şekilde, bugün hala güncelliğini koruyan bir çok felsefe, bilgi ve sezgiyle benzer bir profil çizdiği apaçık ortadadır. Sanırım bu önyargılardan sıyrılmanızı hedeflediğim giriş cümlelerinden sonra mitolojide yaratılış hikayesinin ilk bölümünü anlatmaya başlayabilirim.


Somut olandan yola çıkıldığından dolayı, mitolojide başlangıç noktamız evrendir ve evren Öncül Tanrıları yaratmıştır. Bu Öncül Tanrıların ilki ve en önemlisi Khaos’tur. Boşluk anlamına gelen Khaos evrenin biçimlenmeden önceki boş suretidir. Khaos’tan var olan ve Öncül Tanrı olarak bilinen diğer Tanrı, Karanlık Tanrısı Erebus’tur. Gece Tanrıçası olarak geçen Niks de yine Khaos’tan meydana gelen diğer Öncül Tanrıdır. Gündüzün Tanrıçası İmera ve Aydınlığın Tanrıçası Aitir ise Erebus’tan doğmuştur. Yani aslında günümüz felsefenin bile temelinde yatan konulardan biridir bu: Aydınlığı, karanlık yaratmıştır. Ve sonra Gaia, yani toprak ana yaratılmıştır. Evrenin şekil alan ilk halidir Gaia ve başta Titanlar olmak üzere, diğer Tanrılara ve tüm varlıklara hayat veren olmuştur. Hesiodos’a göre Urea (dağların element tanrısı), Podos (denizlerin element tanrısı), Tartaros (ölümden sonra, ölümlülerin cezalandırıldığı yerin tanrısı) ve Eros (istek, aşk ve seks tanrısı) da Öncül Tanrılar arasındadır. Buraya kadar kavramamız gereken en önemli nokta; yaratılış hikayelerinden mitolojinin en belirgin ilk farkı asıl yaratıcı gücün evren kabul ediliyor olmasıdır. Evren şekilsiz Khaos’u o da evreni şekillendiren Gaia’yı yani yeryüzünü, toprak anayı yaratmıştır. Gaia kendi içinden Uronos’u yani gökyüzünü doğurmuştur. İşte bu andan itibaren de evren şekillenmiş ve Öncül Tanrılar döneminden Titanlar dönemine geçilmiştir. Kronos, Okeanos, Tethys, Themis, Hyperian, Rea...bilinen ilk Titanlardan bazılarıdır. İsimler ilk etapta akılda kalıcı gibi gelmeyebilir, kalmak zorunda da değildir. İsimlerden korkup mitolojiden kaçmayın çünkü sadece şunu bilmek yeterlidir: Aslında herbiri bir yemeğin ana malzemesi gibi evrenin ve varoluşun oluşumunda ihtiyaç duyulan bir şeyin somut yaratıcısı olarak kabul edilebilir: Denizlerin, ayın, güneşin, ırmakların, dağların, adaletin, zekânın, hafızanın, yeteneğin...

Bu ilk kuşak Titanların, isimlerine bazı hikâyelerde rastlayabileceğimiz çocukları vardır. Bunlar da mitolojide ikinci kuşak Titanlar olarak geçer: Prometheus, Atlas, Eos, Asteria, Perses, Mitis yine bunlardan bazılarıdır. Tekrar söylüyorum ki bu isim kalabalığı gözünüzü korkutmasın. Buraya kadar bahsettiğim kısım hikâyenin doğum ânı. Asıl bizi ilgilendiren kısım buradan sonra başlıyor. Buraya kadarki bilgi şu şekilde hafızanızda kalsa bile yeterli bence: Evren, evrenden yaratılan ilk Öncül Tanrılar, evreni kabaca şekillendiren ilk Titanlar ve detaylandıran ikinci Titan kuşağı.

Titanlardan en çok Kronos tanınır çünkü herkesin mutlaka ismini duyduğu meşhur Zeus’un babasıdır Kronos. Yani hepimizin kulağına zaman zaman çalınan Olympos Tanrıları dönemi, Kronos’la Zeus’un arasındaki savaştan sonra başlar. Kronos kendi babası olan Uronos’la titanların başına geçmek için savaşmıştır. (Hatta Uronos’un hayalarını kesip denize attığı söylenir. Afrodit’in de denizlerin köpüğünden doğduğu efsanesi buna dayanır.) Bunun üzerine kendisinin de aynı durumu yaşayacağı söylenince doğan tüm çocuklarını yemeye başlamıştır. Taa ki Zeus’a kadar. Zeus’u elinden kaçırır ve Zeus babası Kronos’la savaşarak onu yener ve kardeşlerini de midesinden çıkarır. Böylece artık asıl bizi ilgilendiren ve içinde bolca öğreti barındıran Olymposlu Tanrılar’ın dönemi başlamış olur. Kronos ve Rea’dan var olan bu Tanrılar isimlerini en çok duyduklarımızdır hepsini tek tek de anlatacağım diğer yazıda ama isimleri buraya hatırlama olsun diye yazıyorum:

Zeus, Hera, Apollon, Artemis, Athena, Ares, Poseidon, Dionysos, Demeter, Aphrodite, Hermes ve Hephaistos. Bu Tanrılar Olympos dağında yaşarlar bir de yeraltında yaşadığı varsayılan Ölüm Tanrısı olarak da bilinen Hades vardır.



İşte edebiyata, resime, tiyatroya, sinemaya ve tüm sanat dallarına ilham olan Antik Yunan mitolojisi ve olayları bu tanrıların döneminde gerçekleşir. İçinde yüzlerce ayrı mit, efsane ve hikâye barındıran bu dönem, dışarıdan bakıldığında, dipsiz bir kuyu ve anlaşılamaz bir dönem gibi dursa da aslında içine girildiğinde oldukça keyifli bir yolculuğun başlangıcıdır. Özellikle Antik Yunan Mitolojisi bilmek, nitelikli bir kitap okuru olmanın ilk şartlarından biridir kanımca. Elinize hangi kült eseri alırsanız alın, içinde mutlaka mitoloji göndermeli cümlelere rastlarsınız. Tek bir kelime deyip hiç üzerinde durmadan ilerlediğinizde, aslında yazarın o cümleyi ne kadar incelikli bir şekilde tasarlamış olduğunu daima kaçırırsınız. Ama eğer o kelimenin altındaki hikâyeye hakimseniz, yazarın verdiği mesajları açıklıkla kavrayabilirsiniz. Bu da kitaptan alacağınız tadı ve gözünüzde yazarın dehasını katlayacak bir duruma sebep olur. Bu yüzden kitap okumaya gönül vermiş, okurluğu hayatına ilmek ilmek işlemeye çalışan herkesin, mitoloji bilmesi ve okuması gerekmektedir sanırım. Okurluk en az yazarlık kadar emek ister. Yazar emek vererek yazmışsa kitabını, okur da aynı emeği göstermek zorundadır yoksa maalesef orta noktada buluşmaları mümkün değildir. Benim tüm okuma deneyimlerimden çıkardığım bir öğreti varsa, o da budur. Yani okurluk o emeği seve seve üstlenmektir. Yazarla tatlı bir anlaşma içinde olmaktır.


Benim bu yazılardaki gayem, kısaca Olymposlu Tanrıları anlatıp, mitolojiyi kolayca anlamanızı sağlamaya çalışmak ve en önemlisi mitolojiyi gerçekten sevdirecek kitaplar önerebilmektir. Ve bu başlık altında yapmak istediğim asıl isteğim ise: Edebiyatla mitolojinin bağını irdelemek. Kısacası okuduğum kitaplarda yakaladığım cümlelerden örneklerle, cümlenin derinine inip hikâyesini aktarmayı ve bir cümleyle sunulanın insanın bakış açısını nasıl değiştirdiğini fark etmeyi ve tüm bunlarla aslında kendime de bir arşiv yapmış olmayı hedefliyorum. Tüm mitolojiyi yazmam elbette imkansız ama en azından sizin için bir yol haritası çizmiş olurum diye düşünüyorum aynı zamanda. Çünkü uzunca süre merak edip nereden başlayacağını bilemeyen ve bunun sıkıntısını bizzat çekmiş bir okur olarak yazıyorum tüm bunları. Dilerim benim gibi bu yola çıkmak isteyip rotasını bulmakta güçlük çekenlere ışık olur bu bölüm.

NEDEN MİTOLOJİ?


Tüm yaratılış hikâyelerinde, Tanrı boşluktan evreni yaratmıştır. Ancak Antik Yunan mitolojisinde bunun tam tersini görürüz. Antik Yunan, özgür düşüncenin anavatanıdır. Bu sebeple aktarılan mitolojilerinde de, tüm inanışların aslında somut bir şekilde ele alınabilmesini sağlamak adına bir düzen oluşturulduğu ve varlık bilinci işlendiği ortadadır. Şu an bize akıldışı görünen tüm anlatılar, aslında neden ve sonuç ilişkisi kurulabilen kahramanlar ve olaylar üzerinden ele alınarak açıklanamayanı açıklama çabasıdır. Bu dönemi bir din gibi ele almamak ve felsefesini kavramaya çalışmak doğru olandır fikrimce. Yani nasıl ki edebiyatta kişinin neyi anlattığına değil nasıl anlattığına bakıyorsak, burada da mitolojinin nasıl anlatıldığına takılmayıp neyi anlatmaya çalıştığını kavramak, bu alanın bize katacaklarına kucak açmak olacaktır. Zaten bütün olarak da parça parça da ele alınsa, her şekilde, bugün hala güncelliğini koruyan bir çok felsefe, bilgi ve sezgiyle benzer bir profil çizdiği apaçık ortadadır. Sanırım bu önyargılardan sıyrılmanızı hedeflediğim giriş cümlelerinden sonra mitolojide yaratılış hikayesinin ilk bölümünü anlatmaya başlayabilirim.


Somut olandan yola çıkıldığından dolayı, mitolojide başlangıç noktamız evrendir ve evren Öncül Tanrıları yaratmıştır. Bu Öncül Tanrıların ilki ve en önemlisi Khaos’tur. Boşluk anlamına gelen Khaos evrenin biçimlenmeden önceki boş suretidir. Khaos’tan var olan ve Öncül Tanrı olarak bilinen diğer Tanrı, Karanlık Tanrısı Erebus’tur. Gece Tanrıçası olarak geçen Niks de yine Khaos’tan meydana gelen diğer Öncül Tanrıdır. Gündüzün Tanrıçası İmera ve Aydınlığın Tanrıçası Aitir ise Erebus’tan doğmuştur. Yani aslında günümüz felsefenin bile temelinde yatan konulardan biridir bu: Aydınlığı, karanlık yaratmıştır. Ve sonra Gaia, yani toprak ana yaratılmıştır. Evrenin şekil alan ilk halidir Gaia ve başta Titanlar olmak üzere, diğer Tanrılara ve tüm varlıklara hayat veren olmuştur. Hesiodos’a göre Urea (dağların element tanrısı), Podos (denizlerin element tanrısı), Tartaros (ölümden sonra, ölümlülerin cezalandırıldığı yerin tanrısı) ve Eros (istek, aşk ve seks tanrısı) da Öncül Tanrılar arasındadır. Buraya kadar kavramamız gereken en önemli nokta; yaratılış hikayelerinden mitolojinin en belirgin ilk farkı asıl yaratıcı gücün evren kabul ediliyor olmasıdır. Evren şekilsiz Khaos’u o da evreni şekillendiren Gaia’yı yani yeryüzünü, toprak anayı yaratmıştır. Gaia kendi içinden Uronos’u yani gökyüzünü doğurmuştur. İşte bu andan itibaren de evren şekillenmiş ve Öncül Tanrılar döneminden Titanlar dönemine geçilmiştir. Kronos, Okeanos, Tethys, Themis, Hyperian, Rea...bilinen ilk Titanlardan bazılarıdır. İsimler ilk etapta akılda kalıcı gibi gelmeyebilir, kalmak zorunda da değildir. İsimlerden korkup mitolojiden kaçmayın çünkü sadece şunu bilmek yeterlidir: Aslında herbiri bir yemeğin ana malzemesi gibi evrenin ve varoluşun oluşumunda ihtiyaç duyulan bir şeyin somut yaratıcısı olarak kabul edilebilir: Denizlerin, ayın, güneşin, ırmakların, dağların, adaletin, zekânın, hafızanın, yeteneğin...

Bu ilk kuşak Titanların, isimlerine bazı hikâyelerde rastlayabileceğimiz çocukları vardır. Bunlar da mitolojide ikinci kuşak Titanlar olarak geçer: Prometheus, Atlas, Eos, Asteria, Perses, Mitis yine bunlardan bazılarıdır. Tekrar söylüyorum ki bu isim kalabalığı gözünüzü korkutmasın. Buraya kadar bahsettiğim kısım hikâyenin doğum ânı. Asıl bizi ilgilendiren kısım buradan sonra başlıyor. Buraya kadarki bilgi şu şekilde hafızanızda kalsa bile yeterli bence: Evren, evrenden yaratılan ilk Öncül Tanrılar, evreni kabaca şekillendiren ilk Titanlar ve detaylandıran ikinci Titan kuşağı.

Titanlardan en çok Kronos tanınır çünkü herkesin mutlaka ismini duyduğu meşhur Zeus’un babasıdır Kronos. Yani hepimizin kulağına zaman zaman çalınan Olympos Tanrıları dönemi, Kronos’la Zeus’un arasındaki savaştan sonra başlar. Kronos kendi babası olan Uronos’la titanların başına geçmek için savaşmıştır. (Hatta Uronos’un hayalarını kesip denize attığı söylenir. Afrodit’in de denizlerin köpüğünden doğduğu efsanesi buna dayanır.) Bunun üzerine kendisinin de aynı durumu yaşayacağı söylenince doğan tüm çocuklarını yemeye başlamıştır. Taa ki Zeus’a kadar. Zeus’u elinden kaçırır ve Zeus babası Kronos’la savaşarak onu yener ve kardeşlerini de midesinden çıkarır. Böylece artık asıl bizi ilgilendiren ve içinde bolca öğreti barındıran Olymposlu Tanrılar’ın dönemi başlamış olur. Kronos ve Rea’dan var olan bu Tanrılar isimlerini en çok duyduklarımızdır hepsini tek tek de anlatacağım diğer yazıda ama isimleri buraya hatırlama olsun diye yazıyorum:

Zeus, Hera, Apollon, Artemis, Athena, Ares, Poseidon, Dionysos, Demeter, Aphrodite, Hermes ve Hephaistos. Bu Tanrılar Olympos dağında yaşarlar bir de yeraltında yaşadığı varsayılan Ölüm Tanrısı olarak da bilinen Hades vardır.



İşte edebiyata, resime, tiyatroya, sinemaya ve tüm sanat dallarına ilham olan Antik Yunan mitolojisi ve olayları bu tanrıların döneminde gerçekleşir. İçinde yüzlerce ayrı mit, efsane ve hikâye barındıran bu dönem, dışarıdan bakıldığında, dipsiz bir kuyu ve anlaşılamaz bir dönem gibi dursa da aslında içine girildiğinde oldukça keyifli bir yolculuğun başlangıcıdır. Özellikle Antik Yunan Mitolojisi bilmek, nitelikli bir kitap okuru olmanın ilk şartlarından biridir kanımca. Elinize hangi kült eseri alırsanız alın, içinde mutlaka mitoloji göndermeli cümlelere rastlarsınız. Tek bir kelime deyip hiç üzerinde durmadan ilerlediğinizde, aslında yazarın o cümleyi ne kadar incelikli bir şekilde tasarlamış olduğunu daima kaçırırsınız. Ama eğer o kelimenin altındaki hikâyeye hakimseniz, yazarın verdiği mesajları açıklıkla kavrayabilirsiniz. Bu da kitaptan alacağınız tadı ve gözünüzde yazarın dehasını katlayacak bir duruma sebep olur. Bu yüzden kitap okumaya gönül vermiş, okurluğu hayatına ilmek ilmek işlemeye çalışan herkesin, mitoloji bilmesi ve okuması gerekmektedir sanırım. Okurluk en az yazarlık kadar emek ister. Yazar emek vererek yazmışsa kitabını, okur da aynı emeği göstermek zorundadır yoksa maalesef orta noktada buluşmaları mümkün değildir. Benim tüm okuma deneyimlerimden çıkardığım bir öğreti varsa, o da budur. Yani okurluk o emeği seve seve üstlenmektir. Yazarla tatlı bir anlaşma içinde olmaktır.


Benim bu yazılardaki gayem, kısaca Olymposlu Tanrıları anlatıp, mitolojiyi kolayca anlamanızı sağlamaya çalışmak ve en önemlisi mitolojiyi gerçekten sevdirecek kitaplar önerebilmektir. Ve bu başlık altında yapmak istediğim asıl isteğim ise: Edebiyatla mitolojinin bağını irdelemek. Kısacası okuduğum kitaplarda yakaladığım cümlelerden örneklerle, cümlenin derinine inip hikâyesini aktarmayı ve bir cümleyle sunulanın insanın bakış açısını nasıl değiştirdiğini fark etmeyi ve tüm bunlarla aslında kendime de bir arşiv yapmış olmayı hedefliyorum. Tüm mitolojiyi yazmam elbette imkansız ama en azından sizin için bir yol haritası çizmiş olurum diye düşünüyorum aynı zamanda. Çünkü uzunca süre merak edip nereden başlayacağını bilemeyen ve bunun sıkıntısını bizzat çekmiş bir okur olarak yazıyorum tüm bunları. Dilerim benim gibi bu yola çıkmak isteyip rotasını bulmakta güçlük çekenlere ışık olur bu bölüm.

spotify

Ayın Önerileri

  • KİTAP: Adam Phillips / Kaçırdıklarımız
  • FİLM: Hacksaw Ridge
  • DİZİ: The Crown
2017 @ fufuokur / TÜM HAKLARI SAKLIDIR. SİTEDE BULUNAN İÇERİĞİN KOPYALANMASI, İZİNSİZ YAYINI VE PAYLAŞIMI YASAKTIR. / Tasarım: K.S